Soğuk kahve söz konusu olduğunda kafeteryada iki isim duyarsınız: iced coffee ve cold brew. İkisi de soğuk servis edilir, ikisi de yazın kurtarıcıdır, ama demleme mantıkları birbirinin tam zıddıdır. Fincandaki asit, gövde, aroma ve hatta kahvenin buzdolabında ne kadar dayanacağı bu farktan doğar. Aşağıda "iced coffee cold brew fark" sorusunu tek tek adımlara bölüp, evde hangisini nasıl yapacağınıza dair pratik cevaplar veriyoruz.
İkisi birden. Iced coffee, adı soğuk olsa da sıcak demlenen bir kahvedir; demlendikten sonra buzla ya da soğutularak soğuk hale getirilir. Cold brew ise suyun hiç ısıtılmadığı, kahvenin oda sıcaklığında veya buzdolabında saatlerce beklediği bir yöntemdir.
Yani ayrım şöyle özetlenebilir:
Sıcaklık ve süre birbirinin yerine geçen iki değişkendir. Sıcaklığı düşürdüğünüzde ekstraksiyon yavaşlar, bu yüzden cold brew'da süreyi saatlerle ölçersiniz. Demleme sıcaklığının ekstraksiyon üzerindeki etkisini ayrıntılı ele aldığımız yazı bu mantığı sıcak yöntemler açısından da tamamlıyor.
Sıcak su, kahvedeki asitleri ve uçucu aroma bileşenlerini seçici olmadan, hızla çözer. Soğuk su ise bazı bileşenleri çok daha isteksiz çeker. Sonuç:
Sık sorulan bir soru: "Cold brew mideyi daha az yakıyor, demek ki asitsiz mi?" Tam olarak değil. Cold brew'un pH değeri sıcak demlemeden dramatik biçimde farklı olmak zorunda değil; algılanan asitlik düşüktür çünkü sıcakla açığa çıkan bazı asidik ve acı bileşenler daha az çözünür. Yani "daha yumuşak" doğru, "asitsiz" yanlış.
En yaygın hata, normal kahve demleyip üzerine buz atmaktır; buz erir, kahve sulanır. Çözüm, buzun eriyeceği suyu baştan hesaba katmaktır. Pratik yol:
Bu yöntem pour over ile çok iyi çalışır, çünkü akışı ve dozu tam kontrol edersiniz. AeroPress ile de yapılabilir: yarım suyla yoğun demleyip bardaktaki buza bastırmak yeterli. Doz hesabını şaşırmamak için kahve ölçüsü ve oran konusuna bakmak işinizi kolaylaştırır. Öğütüm, sıcak filtre kahvede kullandığınız kalınlıkla aynı ya da bir tık daha ince olabilir.